Serhat Kaya, Yeniden Sen (2018), Umursama (2020), Azad (2020), Azınlıkta Kaldık (2022), Renkli Rüyalar (2023), Katarsis (2024), Bekleme Odası (2024) ve son olarak Nadide Adalet adlı yeni romanıyla, yazın dünyasında derin izler bırakıyor. Ödülleriyle de adından söz ettiren yazar, Katarsis ile 2024 Kitapyurdu Türkiye Okur Ödülleri’nde 378 anı-deneme eseri arasında Yılın En İyi 2. Kitabı Ödülü’nü, Bekleme Odası ile aynı yarışmada 1.229 roman arasında Yılın En İyi 4. Romanı Ödülü’nü, 2024 Baykuş Edebiyat Dergisi Ödülleri’nde Yılın Romanı Ödülü’nü, 2024 Macit Kılıçeri Roman Ödülü’nde Uzun Liste Finalistliği’ni ve 2025 North Words Konuk Roman Jüri Özel Ödülü’nü kazandı. Edebiyatın usta ismi Zülfü Livaneli’nin, “Serhat Kaya romanları, kendilerini zevkle okutmanın yanı sıra yerellikten çok genel insan davranışlarının izini sürerek edebi bir panorama yaratıyor” şeklindeki övgüsü, Kaya’nın evrensel temaları işleme yetkinliğini ve edebiyat dünyasındaki saygın yerini açıkça ortaya koyuyor. Yazarın yeni romanı Nadide Adalet, bizce bu övgüyü hak eden bir başyapıt olarak, Kaya’nın insan ruhunu ve toplumsal mücadeleleri işleme hünerini bir kez daha gözler önüne seriyor. Bu makalede, romanı Kaya’nın bakış açısıyla derinlemesine ele alırken, yazarla yaptığımız kurgusal söyleşiden alıntılarla onun yaratım sürecine de ışık tutacağız.
Nadide
Adalet,
Tahran’ın tuzlu sokaklarından Evin zindanının nemli duvarlarına, oradan
Kuzistan’ın tozlu köylerine uzanan bir kadının, Nadide’nin, direniş ve adalet
arayışı öyküsü.
16 yaşında anne olan Nadide, üç kızı—Ferda, Benan ve umutla adadığı Nadide—için verdiği mücadelede, bir anne, bir mahkûm ve bir isyankâr olarak sınanıyor. Zindanda özel bir meslek öğrenirken yaşamın kırılganlığını da keşfediyor; Kuzistan’da, Ferhun Ağa’nın petrol yataklarından güç alan zulmü altında, çocuklarının geleceği ile yüzlerce kadının kurtuluşu arasında bir yol ayrımında duruyor.
Roman, 16 Eylül 2022’de Tahran’da İran Ahlak Polisi gözetimindeyken öldürülen Mahsa Amini’ye ithaf edilmiş ve bu ithaf, Nadide’nin hikâyesinde doğrudan yer almasa da, onun adalet arayışını evrensel bir çığlığa dönüştüren sembolik bir anma olarak anlam kazanıyor. Serhat Kaya’ya, Nadide’nin ilham kaynağını sorduğumuzda şu yanıtı veriyor: “Nadide, tek bir kadından değil, sessiz çığlıklarıyla adalet arayan tüm kadınlardan ilham aldı. Evet, ithaf Mahsa Amini’nin anısına bir saygı duruşu ama Nadide’nin yolculuğu, duyarlı insanlar için evrensel bir insanlık hikâyesi.”
Romanın
toplumsal mesajı, adaletsizliğe karşı direnişin ve insan onurunun evrensel
mücadelesinde yatıyor. Romanın açılış cümlesinde, Nadide’nin mahkeme salonunda
hâkimin sorduğu, “Kocanı neden öldürdün” sorusuna, “öldürmeseydim, o beni
öldürecekti” itirafı, bir kadının çaresizliğinin son noktası, hayatta kalma
mücadelesinin onu dönüştürdüğü halin en çıplak yansıması gibi. Bu sahne,
patriyarkal baskılara karşı bir başkaldırının simgesi olurken, Kaya’nın kalemi,
Nadide’nin cesaretini ve çaresizliğini çarpıcı bir yoğunlukla işliyor. Kaya, bu
sahneyi yazarken neler hissettiğini şöyle anlatıyor: “O an, Nadide’nin hem
zaferi hem yenilgisi var. Onun sesi, susturulmuş tüm seslerin yankısı oldu
benim için.” Tahran’ın kaotik sokakları, Evin’in soğuk zindanları ve Kuzistan’ın
zalim bir ağanın gölgesindeki köyü, romanda adeta birer karakter olarak
canlanıyor. Nadide’nin zindanda bulduğu umut, “küllerinden doğuşunu” temsil
ederken, Ferhun Ağa’ya karşı büyüttüğü isyan, bir kadının sessizliğindeki
fırtınayı gözler önüne seriyor. Roman, bireysel bir hikâyeyi evrensel bir
başkaldırıya dönüştürerek, adalet ve özgürlük arayışının zamansızlığını da
etkili bir biçimde vurguluyor. Serhat Kaya’nın insan hikayelerini evrensel bir
çerçeveye oturtmadaki hüneri, Nadide Adalet’te zirveye ulaşıyor.
Nadide’nin iç dünyası, bilinç akışı tekniği, güçlü diyaloglar ve poetik
betimlemelerle öyle incelikle işleniyor ki, okuyucu onun acısını, korkusunu ve
umudunu derinden hissediyor. Kaya, yerel motifleri—Tahran’ın sokakları,
Kuzistan’ın köyleri, Evin’in zindanları—evrensel temalarla harmanlayarak, insan
doğasının çelişkilerini, fedakârlıklarını ve direncini ustalıkla yansıtıyor.
Nadide’nin “Kendi çocuklarının geleceği mi, yoksa yüzlerce, binlerce ‘keşke’yle
dolu kadınların kurtuluşu mu?” sorusuyla yüzleştiği yol ayrımı, yalnızca onun
değil, tüm insanlığın ahlaki ikilemlerini temsil ediyor. Kaya’ya bu ikilemi
nasıl işlediğini sorduğumuzda, “Nadide’nin muhatap olduğu soru ve yapmak
zorunda kaldığı seçim, insanların çağlar boyunca karşılaştığı bir soruyu
getirip yeniden önümüze koyuyor: Kendimiz için mi, yoksa başkaları için mi?
Bence bu soruya bilinçli olarak yanıt aramak bile tek başına insan olmanın özü”
yanıtını veriyor.
Kaya’nın önceki eserlerinde de görülen insan davranışlarını tüm dünya toplumları adına evrensel bir panorama içinde ele alma yaklaşımı, Nadide Adalet’te daha da derinleşiyor. Livaneli’nin övgüsündeki gibi, Kaya’nın romanları, yerel motifleri evrensel temalarla birleştirerek, okuyucuyu hem kendi ve yakın coğrafyalarda var olan kültürlerin köklerine hem de insanlığın ortak deneyimlerine yakınlaştırıyor. Nadide’nin Ferhun Ağa’ya karşı isyanı, yalnızca bir köydeki bireysel bir mücadele değil, adaletsizliğe karşı evrensel bir direnişin simgesi olarak konumlanmayı başarmış. Kaya, bu evrensel boyutu şöyle açıklıyor: “Nadide’nin hikâyesi, İran’ın bir köyünde geçse de, her yerde, her zaman yaşanabilecek türde bir gerçekliğe sahip. O kadının çığlığı aslında hepimizin çığlığı.”
Nadide
Adalet, Kaya’nın
edebi yolculuğunda önemli bir dönüm noktası olacağa benziyor. Güçlü bir kadın
karakterin direnişini, adaletsizliğe karşı başkaldırısını ve insan ruhunun
kırılganlığını ustalıkla işleyen bu eser, okuru derin bir duygusal ve düşünsel
yolculuğa çıkarıyor. Yazarın kitap tanıtımlarında yer verdiği, “bu bir roman,
evet. Ama aynı zamanda bir ayna. Bakmaya cesaretiniz var mı?” sorusu, okuyucuyu
Nadide’nin acılarına, kederine ve zaferlerine ortak olmaya çağırıyor. Kaya’ya
romanın okurda oluşturacağı etki hakkındaki ön görüsünü sorduğumuzda, şu yanıtı
veriyor: “Okuyucunun Nadide’nin adımlarında aslında kendi yüreğinin sesini
duymasını, kendi iç dünyasındaki muhakemelerle yeniden yüzleşmesini istedim ve
biliyorum ki bu yüzleşme neredeyse hiçbir insan için çok kolay değil. Bu
durumu, romanı okuyan insanlar adına kolaylaştırabilirsem ne mutlu bana, demek
ki amacına ulaşmış bir roman yazmışım demektir.” Nadide Adalet, Türk
edebiyatının evrensel bir sesi olarak, yalnızca bir hikâye değil, adalet,
özgürlük ve insan onuru için bir manifesto sunuyor. Okur dünyasında uzun süre
yankılanacağına inandığımız bu eser, bize göre her okurun kendi aynasında
görmesi gereken kişisel bir yansıma. Yolu açık olsun diyor, roman türünde
okumalar yapmayı sevenlere Nadide Adalet’i kesinlikle tavsiye ediyoruz. Nadide
Adalet Kitapyurdu’ndan sipariş verilebilir.
Sorunlarınızı ve yorumlarınızı bekliyoruz.